Archive for the ‘Aşk amp; Evlilik’ Category

seks22

Birbirine aşık bir çift olabilirsiniz ancak ilk buluştuğunuz zamanlardaki gibi misiniz? Bazı çiftler evli olsalar bile ilişkilerindeki heyecanı koruyabiliyor. İşte evliliğinizi yeniden ateşleyecek kolay öneriler..

1. Çıktığınız ilk gecedeki gibi flört edin. İlk buluştuğunuz günlerde nasıl davranıyorsunuz. Her gülüşünüzde, her baktığınızda onu arzuladığınızı hisettirin. İşi, aranızdaki resmi bağı, dış etkenleri unutun. Onunla dünyanın her yerine gidebilecekmiş gibi hissedin. Birbirinizin keşfedilecek yönleri mutlaka vardır, farklı olun ve farklılığı yakalayın.

2. Dünyanın en büyüleyici çifti olabilirsiniz. Birbirinizi bir süre rahat bırakın, özleyin. Ancak rahat bırakmak ile gitmesine izin vermek arasında ince bir çizgi olduğunu unutmayın. Seksi kıyafetler girin. Birbirinize iç çekerek bakın, yaklaşın ama uzak durun. Tıpki filmlerdeki gibi isteklerin doruğa ulaştığı anı bekleyin ve ateşleyin.

3. Yeni birşeyler deneyin. Her sabah ve akşam aynı şeyi yapıyorsanız hayatınızı biraz hareketlendirin. Hiç gitmediğiniz bir yere gidin. Sakin ve sessiz romantik bir gece geçirin ya da eğlencenin dozunu artırın. Gitmek istediğiniz bir konsere bilet alın ya da gece kulübüne gidip dans edip eğlenin, birlikte bol bol gülün. Mutlu oldukça seks isteğiniz de artacak. Hala düşünüyor musunuz? Kaldırın ellerinizi, sallayın kalçalarınızı..

4. Saldırın.. Hiç havanızda olmasanız bile.. Çalışan çoğu çift hafta sonunu bekliyor. Günlük stresten birbirlerinize zaman ayıramıyorlar. Sabah evden ayrılırken seksi bir bakış fırlatın ya da birşeyler söyleyin. Akşam eve dönüş yolundayken onu arayın ve uzanıp onu beklediğinizi söyleyin. Kimin seks için zamanı var ki? Her zaman çok çok meşgulsünüz. Ancak her zaman bu yaşta ve genç olmayacaksınız. O anı istediğiniz gibi yaşayın. Mümkün olduğunca birlikte eğlenin, libidonuzu artırın. Hatta sabah biraz daha erken kalkın ve seks yapın. Seks hormonları sizi daha canlı ve enerjik kılacak.

orgazm3

Cinsellikte beklenen kadın ve erkek rolleriyle ilgili birçok yanlış inanış vardır. Bu inanışlar erkeklerin de kadınların da cinselliğe karşı tutumunu ve cinsel davranışlarını etkiler. Cinsel yaşam alanımızı daraltır ve alınabilecek hazların bir bölümünü de yitirmemize yol açar.

Bir kadınla bir erkek nasıl tanışır? İlk beğenileri iki taraf da çok da farklı olmayan biçimde belli eder. Ama ilk adımı atmak, girişimde bulunmak genellikle erkeklerden beklenir. Kadınlardan böyle bir girişkenlik beklenmediği gibi, pek de hoş karşılanmaz, böyle davranışlar toplumsal onay ile pekiştirilmez. İlk adımı atan kadına da her toplumsal ortamda pek iyi gözle bakılmaz. Elbette günümüzde, bu anlayışın yıkıldığı, daha eşit bir girişkenliğin özendirildiği toplumsal ortamlar da vardır, ama bunlar azınlıkta kalır. Bu toplumsal rol modelleri, cinsellik için de aynen, hatta daha belirgin olarak geçerlidir.

‘Cinsel ilişkiyi erkek başlatır’ inanışının daha abartılı bir diğer yönünü ‘cinsel ilişkiyi başlatan kadın ahlâksızdır’ yanlış inanışında görürüz. Bu inanışın altında aynı zamanda kadınları ‘iyi’ ve ‘kötü’ olarak ikiye ayıran yüzyıllık düşünceler yatmaktadır. Bazı kadınlar iyidir; Madonna, anne, aile kızı, evlenilecek kadın, bacı tanımlamaları böyledir. Diğer kadınlar kötüdür; cadı, ahlâksız, kahpe, metres olarak tanımlanır. Bu iki uçta yer alan kadınlara, toplumsal yaşamda da cinsellikte de çok farklı roller yüklenir. Cinselliğin haz bölümü de bu ayırımda nedense hep kötü kadınlara düşer. Oysa bu ayırım yapaydır, dünya hiçbir konuda olmadığı gibi bu konuda da siyah ve beyazdan ibaret değildir.

Kadınların büyük bölümü cinsellikten haz alır, alamadığında sorun yaşar. Bu inanışlar kadınların yalnızca cinselliklerini yaşamasının değil bu konuyu düşünüp tartışmasının da önünde önemli bir engel oluşturur. Cinselliğin iki kişilik bir süreç olduğunu düşündüğümüzde, görece özgürlük tanıdığımız erkeklerin de cinsel deneyimlerini kısıtlar.

Cinsel ilişki iki kişinin istek ve katılımıyla oluşur. İki tarafın da istekli ve etkin olarak katıldığı bir sevişmeden herkes daha çok haz alır. Oysa bu inanışların etkisindeki kadınlar, cinsel isteklerini bastırmayı öğrenirler, neredeyse unuturlar, “ben böyle şeylerle ilgilenmem” diyecek kadar cinsellikten uzaklaşırlar. Cinsel ilişkiye adeta yalnızca eşleri için girişirler, hiçbir etkin katılım göstermezler, cinsel ilişkinin bir an önce bitmesini beklerler.

Bu yanlış inanış madalyonunun diğer yüzündeki erkek, her zaman cinsel ilişkiyi başlatmalı, eşinin isteğini yaratmalı, baştan sona kadar ilişkiyi yönetmeli, sürekli aktif olmalı, hem kendisinin hem cinsel eşinin hazzını sağlamalıdır. Cinsel yaşamı bu çerçevede yıllarca giden birçok insan, birçok çift vardır. Oysa, yalnızca kendi etkinliğimizin söz konusu olduğu cinsel davranışımız masturbasyondur. Eşli cinsel etkinliklerde, iki tarafın da istekli katılımı esastır. Her eş diğerinin tepkilerinden de etkilenir ve haz alır. Sevişme sürecinde zaman zaman birinin ya da diğerinin etkinliği baskın hale geçebilir. Çeşitli sevişme biçimlerini biri ya da diğeri önerebilir.

Cinsel davranışların değişkenliğinin sağlanması, özellikle uzun süreli ilişkilerde monotonlaşmayı ve uzaklaşmayı önler. Ayrıca erkekler de kadınlar gibi okşanmaktan, öpülmekten, cinsel olarak uyarılmaktan hoşlanırlar. Bunlar erkeklerin cinsellikten aldıkları hazları zenginleştirir. Özellikle yaşları ilerleyen erkeklerin cinsel açıdan uyarılmaya gereksinimleri artar, penisin sertleşmesi için cinsel eşin uyarımı gerekir.

Cinsel ilişkiyi kim yönetir? Aslında bu sorunun kendisi, cinselliği bir iktidar ilişkisi olarak gören anlayışın bir ürünüdür. Toplumda kadın-erkek rollerinde ve cinsellikte hep bu anlayışın izleri vardır.
Cinsel ilişkiyi kimsenin yönetmesi gerekmez, iki insan birlikte cinsel hazlar üretir ve bunları paylaşırlar.


Kategoriler